SİYASET BİLMİ ve BİLİMCİLERİNİN ÜRETTİĞİ ZULÜMLER

SİYASET BİLMİ ve BİLİMCİLERİNİN ÜRETTİĞİ ZULÜMLER

Servet Kızılay dibacedergisi@gmail.com

İnsanlığa yolu, gerçeği, hakikati göstermesi beklenilen Bilim ve Bilimadamları nasıl zulüm, vahşet fabrikası olabiliyor?! Bunun uzun bir geçmişi var. Bugün anladığımız anlamda Bilime ve Bilimadamına genel olarak bakıldığında; onların daha baştan bir tezgah kurduğu görülebilir. Avrupa’da Kiliseye ve Dine karşı yürüttükleri kirli savaşta sözde karşı çıktıkları ne varsa kat kat fazlasını kendilerinin yaptıkları sonuçta görüldü. Daha kötüsü ise; Tanrıya ve Dine iftira atanların kendilerine yeni bir Din bulup-uydurup Devlet-lerin aracısı, kölesine dönüşerek yeni Tanrıya ibadet etmeleriydi.

Bilimlerin totaliter yönlendiriciliğinin ya da onları dönüştürenlerin (bilimadamlarının) yönlendiriciliğinin kurbanları geniş yığınlardı fakat bu şey, bizim gibi ülkelerde çok daha başka ve kanlı anlamlara da geliyordu. Siyaset Bilimi ve Siyaset Bilimcilerin rolü burada ortaya çıkıyordu. Siyaset ve Devlet eliyle yürütülen kanlı pazarda onların parmakları önde duruyordu.

Bir düşünür “günlük dilin bilimselleşmesinin, sömürgeleştirmenin bir şekli” olduğunu söylemişti. İşte Siyaset Bilimi ve Bilimciler tam da bunu ülkemizde ve coğrafyada yapmak dahası sürdürmek için büyük gayret gösteriyor. Afrika’daki savaşla ilgili görsellere baktığımızda; ayağında terlik elinde sırtında milyonluk silahla dolaşan insanların buna nasıl ikna edildiğini hayretle merak edip sorabiliriz. Öyle ya, yiyecek yemekleri, üstlerinde giysileri, çocukları için temiz su, gıda, ilaç onlara vereceği eğitimi okulu, gidecek asfalt yolu, altyapısı, barınacağı evi olmayan bundan mahrum insanlar nasıl olur da milyonluk silah bulup birbirlerini öldürmek için yarışabilir, hele sürekli bir şiddet ve savaş için hangi motivasyon, inanç taşıyabilir? Bu sürekliliğin mimarları aynı şekilde coğrafyada da iş başında çalışıyor. O halde ülkemizde bu Siyaset Bilimi ve Bilimcilerin ne tür illüzyon ve sahtekarlık kullandıklarına bakmak gerekli oluyor.

Türkiye’de Siyaset Bilimi ve Bilimciler, ülkede şiddet ve savaşın sürmesi, halkın manipüle edilmesi, belirli türde şartlanmanın oluşabilmesi, onların belirli dairede tutulması, aynı siyaset üretiminin devam etmesi için öncelikle siyasal kavramların tanımlarını ve yönlerini kasıtlı olarak saptırır. Halka gündelik dile kabul, ikna, iman ettirilmiş, geçerli kılınmış bu yolla şiddet ve savaşın sürekliliği sağlanmış tüm kavramlar a) tanımları tamamen yanlıştır b) bu kavramların yönleri ve hareketleri tamamen yanlıştır. Tanımları ve yön-hareketleri yanlıştır ne demek? Tanımları yanlıştır demek; “Terör-ist, hain, vatan haini, maşa, kukla, işbirlikçi…vb” kavramların içeriği gösterdikleri anlattıkları hepsi yalan dolanla doldurulmuştur demektir. Kavramların yönleri hareketleri tamamen yanlıştır demek; bu tür kavramları taşıması gereken kesimler alttakiler değil tam tersi üsttekilerdir demektir. Bu kavramlar onların malıdır, onlara aittir demektir. Mesela; Vatana hainliği ve ihaneti ancak belirli potansiyele sahip kişi ve kurumlar yapabilir. Terör kavramı başta büyük egemen devletler olmak üzere devletten ayrı ele alınamaz bir kapsamdadır. Yani bu tür kavramların sahtekarlığın tam tersine çevrilmesi gerekir. Çünkü kurulan yapı ve tezgah baş aşağı durur. Burada temel hedef; kavramlar aracılığıyla hem belirli yapıyı sürdürmek, şiddet ve savaşın devamlılığını sağlamak hem de belirli zümreleri yapıları saklamak, onu gizlemek olarak karşımız çıkar.

Türkiye’de Siyaset Bilimi ve Bilimciler sadece kavramlarla değil halka öğrettikleri benimsettikleriyle de sahtekarlığın destanını yazarlar. Bunu yaparken şüphesiz bilimsel öğretilerin gündelik dünyada Doktorinler ve Mitler olarak ortaya çıkmasından, günlük dili istila etmesinden fazlasıyla yararlanırlar. Sosyal- görsel medya kitle iletişim araçları da bu doktorin ve mitlerin yayılmasını kabul edilmesini hızlandırır doğal olarak. Köy kahvesinde bile duyacağımız “devletlerin dostu düşmanı değil çıkarları olur” gibi saçma sapan görüşler-kanaatler, dönüp dolaşıp aynı tezgahın kirli ürünü olur. Temelde tüm görüşler, tezler ne coğrafyanın imkan ve kabiliyetlerine ne de ülkenin huzur, barış istikrarına hizmet eder. Zaten bunları yıkmak için örgütlenmiş gibidir.

Kısacası;

Türkiye’de Siyaset Bilimi ve Bilimcileri sağlıklı değerlendirebilmek için ortaya çıkan siyasal pratikler ve ürünlere bakmak icap eder. Onları sınayacağımız yer, “yaptıklarının yapacaklarının teminatı olmasıdır”. Yani siyasal pratikler ve ürünler onları sürekli yalanlar. Sonuç olarak ortaya şu resim çıkıp her yerden görünür: Siyaset Bilimi ve Bilimciler Devlete, Devletin hem şiddet ve savaşı türlü bahanelerle, sistemli olarak sürdürmesiyle hem de ideolojisi ve elit seçkin zümreleriyle kolonyalizme yardım ve yataklık ettiği görülür. Şüphesiz hem benimsetilen kavramlar hem de görüşler aracılığıyla zulümlerin (yıkımlar, talanlar, tecavüzler, katliamların vb) doğal olması, coğrafyada herkesin birbirini düşmanlaştırarak terörist avıyla kovalaması devam edecektir. İstisnalar değil genel olarak Siyaset Bilimi ve Bilimcilerin bunda çok büyük hizmetleri, gayretleri, çalışmaları olması da unutulmamalıdır.

Tüm yazılarını göster