SİYASAL MÜNÂFIKLIK

SİYASAL MÜNÂFIKLIK

Servet Kızılay dibacedergisi@gmail.com

Münâfıklık, İslâm teolojisi içinde imani bir konum ile ilgiliyken, siyasal alanda başka alana taşınmış ve kullanılmış, çok uzun süredir hemen hemen herkesin üzerinde anlaştığı bir konu olmuştur.

Buna göre; “İslâm coğrafyasının işgali, yağması, talanı, tecavüzü, katliamları gibi en felaket fecaat durumlar, ancak “münafıklarla” hesaplaşarak çözüme kavuşabilir. Bu yüzden yapılacak en iyi sağlıklı yol bu “münafıklarla” en sert biçimde savaşmak ve onları yok etmektir. Çünkü Kâfiri (Hristiyan=Avrupa-ABD, Yahudi=İsrail) tanırsın ama Münafığı tanıyamazsın. Münafık, Kâfirden daha fazlasını ve fenasını yapar” burada kritik nota; Münâfığın hiçbir biçimde savaş ve şiddeti sistematik ihraç eden Kolonyalist güçleri, hareketleri göstermemesidir. Ayrıca Düşmanın büyüğünü içerde arayıp yok etmek istemesidir.

Neredeyse tüm coğrafyadaki Devlet-aklı, bu görüşü şaşmaz bir biçimde benimsemiş dahası halkına da bir hakikat (seküler bir “ayet”) gibi benimsetmiştir. Bu inanılan, hakikat diye sarılan görüşe göre, düşmanın en büyüğü içerde olduğundan savaşın en büyüğü de içerde verilir, verilmesi de gerekir. Ülkemizde son 300 yıldır bu görüş her dönem ve zeminde can almada, zulümleri artırmada, şiddetin ve savaşın sistematik olarak yaygınlaşmasında yetmez meşrulaşmasında başrol oynayan temel görüş olarak karşımıza çıkar. Mesela; İttihadçı J(C)emal Paşa, Suriye’de halkın İngilizlerle işbirliği yaptığı bahanesiyle aralarında 10-15 yaş çocuğun olduğu binlerce kişiyi canlı canlı kazıklara geçirip katletmişti. Diğer yandan kendileri başka dış-mihraklarla “meşru” işbirliği içindeydi.

“Münâfık” kavramı Dini alanın parçasıyken; siyasal alanda Kolonyalizmin en önemli kavramına, silahına, onun sürmesini sağlayan aletine dönüşmüştür. Yani tamamen Sekülerleşmiştir. Çünkü devletlerin elinde Müslüman ahaliye benimsetilen bu kavram, İslâm coğrafyasını fiili olarak talan, katleden, yok eden gerçek düşmanın saklanmasını, onu hedefin merkezine yerleşmesini engelleyen bir işlev sağlamıştır. Böylelikle coğrafyadaki en büyük felaketler, işaret edilen (artık bu kimse; sünni için şii, şii için sünni vb) Münâfıkların yok edilmesine yönelmiştir. Bu “Münâfıklar” o kadar çoktur ki; coğrafyada taş taş üstüne baş baş üstüne kalmasa bile bitecek gibi değildir. Oysa genel inanç-inanış hatta iman; o bize uygun olmayan, devletimizin siyasal pozisyonuna ters düşen işaret edilen O Münafıkların kesinlikle alt edilebileceği, yok edilebileceği, sonunun gelebileceğidir. Pratikse ise; coğrafyanın üstü yetimhane altı mezarlığa döndüğü halde bizlere hedef gösterilen Münafık denilenlerin asla bitmemesi yerlerine daima başkaları konabilmesidir. Yani yanlış inanç ve imanla insanlar Münafık kovalamaya sevk edilmiş gibidir.

Siyasal Münâfıklık; “kukla”, “maşa”, “tetikçi”, “işbirlikçi”, “vatan haini”, “terörist” vb gibi siyasal kavramlarla ilişki halindedir. Bu kavramların bazen üst anlam kümesi olur fakat her durumda bu kavramlardan farklılığını korur. Öte yandan bu kavram, “İŞİD” gibi lejyonerlik konumdan uzaktır fakat o anlayışa da şiddet ve savaşın sürmesi, katliamların yapılması için başka bir hedef sağlar. Sekülerizm iddia ettiği temel görüş “dini görüş ve anlayışın siyasetten uzaklaştırılması”, burada tamamen bir aldatmacadır. Çünkü dini kavramı (Tanrıyı-dini) seküler hizmet çarkıyla kullanan, tersinden seküler dini bir kavrama sokan onun çalışma prensibi ve ihtiyaçlarıdır. Yani Münâfık kavramı dini bir kavram ve içerik olmasına rağmen onu kullanan ve içeriğini istediği gibi dolduran Müslümanlar (Tanrı-Din) değil, sekülerizmdir. Dolayısıyla Münafıkları yok etmeye çalışan Müslümanlar, Sekülerizme en yüksek dereceden hizmet eder. Onların yardım ve yatakçısı olur.

Siyasal Münâfıklığın; ‘Kolonyalizmin lojistikçisi’, ‘Sekülerizmin hizmetçisi’, olduğu rahatlıkla gözlemlenebilir. Gerçekten de şiddet ve savaşı hem kendilerine hem de komşuları için kader yapmış tüm devletler akıllarınca Münâfıklarla savaşarak en büyük düşmanı yok ettiğini düşünür fakat sıra bir türlü Kâfire (hristiyana-yahudiye; kolonyalistlere, dış güçlere, Siyonist devlete vb) gelemez. En mukaddes olan şeyi yani canını yok etmeyi düşünen intihar bombacıları bile coğrafyada Kâfir üzerinde bombayı patlatmayı akıl edemez; pazarda, çarşıda, ibadethanelerde çoluk çocukların da topluca katledildiği “Münâfıklara” karşı eylemler planlar. Onları (münafıkları) katletmeyi Cennet kapısının anahtarı sayanlar, Kâfirlerin kapısından önünden geçemez.

Durum böyle iken “Siyasal Münâfıklık” kavramından vaz mı geçilmesi gerekir? Hayır. Bu Münâfığın muhattabını değiştirmek, onu yerli yerine koymak gerekir. Dolayısıyla (siyasal) Münâfık; coğrafyada bizden olmayan, işaret edilmiş, gösterilmiş, hedefe konmuş farklı kişiler gruplar Müslümanlar değil, bilakis işaret edilmemiş, gösterilmemiş, hedefe konmamış, her türlü köşe başını (ekonomik-siyasi-kültürel) tutmuş, coğrafyada şiddet ve savaşın sürmesi için gayret etmiş-eden, kişileri göstermelidir. Yani bu kavram, özü itibariyle yine içeriyi göstermekle birlikte, içerde gösterileni değiştirdiği oranda yerine oturur ve anlamını doğru bir şekilde bulur.

Bizlere düşen ivediklikle şu ilkeye sıkı sıkıya sarılmaktır: “Hangi gerekçe ile olursa olsun, Düşmanla (dış güçlerle) doğrudan yapılmayan bir savaş ve şiddet gayrı meşrudur”. Yani dolaylı tüm savaşları red etmek. Savaş kaçınılmaz bir kaderse bunu içeriye yönlendirmemek. Coğrafyada düşen her tuğla için üzülmek, katledilen her kişi için kahretmek.

Sözde “Münâfıklarla” yapıldığı iddia edilen tüm savaş ve şiddet biçimleri, bu coğrafyadaki insanlara atılmış büyük bir kazıktır, sahtekarlıktır, dolandırıcılıktır ve en önemlisi Kolonyalizm için yardım ve yataklıktır.

Tüm yazılarını göster