DEVLET(LER)İN DOSTU/ DÜŞMANI OLMAZ MI ?

Servet Kızılay dibacedergisi@gmail.com

İnsanlara çıkarlarından bahsetmek, sarhoş edici ve kışkırtıcı bir uyarıcı. İnsan, ekonomik varlık olarak tanımlandığı günden beri; en yüksek “değer” sayılan, kabul edilen şeyler, onun mutlak-üst belirleyeni yani onun hakikati haline geldi. Durum böyle olunca çıkarların siyasette fazlasıyla karşılık bulması anlaşılır olup normalleşti. Siyasi olay ve olguları çıkarlar çerçevesinde açıklamak, görmek, değerlendirmek ve kabullenmek siyaset biliminin de baş vurduğu yeğane gerçeğe dönüştü. Öte yandan siyasette çıkarlar meselesi, diğer alanlarda olduğu ve kaldığı gibi tamamen niceliksel bir düzlemde kalması gerekirken çoğu zaman bulanık-belirsiz şekillerde bizlere yutturuldu. Bu durum onun hem tutarsız olmasını hem de gizlenmesini mümkün kıldı. Halbuki çıkarları tamamen niceliksel boyutta, modern düşüncenin rasyonel ilişki ağında hesaba kitaba çekerek ve ölçerek bir süzgeçten geçirmeliydik. Zaten modern düşünce de olsa çıkarlar konusunda bir türlü tutarlı olunamadığı görülür fakat devlet denilen şey, bunu da (tıpkı herşey de olduğu gibi) kendi lehine yazmayı her zaman becerir. Lakin yine de tavşanın peşinde koştuğu havuç misali çıkarları hem de tamamen niceliksel çıkarları gösterip dururlar.

Bir siyaset düşünürü; siyasal olan şeyi belirleyen temel niteliğin çıkarlar yahut başka şartlar değil, dost ve düşman arasındaki ayrımdan kaynaklandığını söylemişti. “Kant’a göre, nasıl ki; doğru / yanlış düşüncenin, iyi / kötü ahlakın merkezi kavramıysa dost / düşman da siyasal olanı belirleyen merkezi bir ayrımdır” dedi ve öyle olduğunu iddia etti. Şayet bu görüş doğruysa; çıkarlar, dost ve düşmanı ortaya çıkaran esas değil olsa olsa yan bir unsur olabilirdi fakat böyle olursa dost / düşman sürekli yer değiştiren geçici bir özellik olacaktı. Onun geçiciliği de merkezi bir ayrım (kategori) olmayı sürdüremezdi. Yahut çıkarlar, dost / düşmana göre sonradan eklenen, geçici, belirleyici olmayan, ucuz bir şeye dönüşürdü. Zaten düşünce tarihi boyunca bir şeyin hakikatini özünü, tartışanların çıkarlar gibi hayvani yönlere değer vermedikleri görülür. Yunan düşüncesi, Mısır ve Fenike’den felsefi düşünceyi tamamen çaldığında çıkarlar gibi hayvani özelliğe değer verilmemesini de öğrenmişlerdi. Gerek Platon’da gerekse Aristoteles’de -yani birbirine karşıt fikirler ekseninde olanlarda- çıkarlar, bu yüzden hiçbir zaman insanı tanımlayan asli bir özellik ol(a)madı.

Bizlerin yapması gereken şey, adeta bilimsel mit halinde bizlere dayatılan ve böylelikle siyasetin ortaya çıkardığı tüm felaketleri ve zulümleri alkışlamayı mümkün kılan o meşhur tezi, olay ve olgularla sınamaktır. Yani o meşhur ve geçerli kılınan “Devletlerin dostu düşmanı yoktur çıkarları vardır!” sahtekarlığını (iddiasını) pratik-güncel siyasete bakarak anlamaya çalışmaktır. Elimizde kalan tek şey de maalesef budur.

Şimdi

“Devletlerin dostu düşmanı değil çıkarları vardır!” bilimsel kılıfa girmiş siyasal masala, koyun postuna girmiş kurda, bakalım: TC Devleti, gerek ABD gerekse İngiltere ile olsun siyasal tarih boyunca girdiği hiçbir ilişkide kazanamadı. Rakamlar Türkiye’nin onlar için harcadığı ve kaybettiği miktarın onların verdikleriyle mukayese bile kabul etmeyecek derecede korkunç büyük miktar (zarar) olduğunu gösteriyor. ABD, Irak’a ilk bomba atıldığında Türkiye’ye 8 Milyar $ gelecek diye sevinenler avuçlarını yaladı. Devlet de o parayı alamadı. çok cüzzi bir meblağ Türkiye’deki ABD lobilerine gitti. İmaj ve algılarla iş kapatıldı ve Irak gözümüzün önünde paramparça edildi. Yine Türkiye, Suriye’yi olası bir “kürt devleti” kurulması tehdidi ile 100 Milyar Dolar harcayarak yok edilmesinde başrol oynadı. Şayet çıkarlar (rakamlar-kar/zarar) hesabına göre konuşulsa o harcanan miktarın bütün bölgeye huzur ve istikrar getirebilecek imkanda olduğu söylenmeliydi.

Şayet çıkarlar mutlak ölçü ise; o halde Türkiye dahil tüm bölge ülkelerin şiddet ve savaş yerine sıkı ilişkilerde olması beklenirdi. Çünkü dünyanın en önemli enerji rezervleri yine bu coğrafyada fakat ülkeler birbirlerinden mal alıp vermeyi bırak birbirlerini yok etme derdindeler. Çıkarların ekonomik ilişkilerin tüm gerginlikleri yumuşattığını her şeyi aşıp geçtiğini söyleyenler yine yayan kalmaya mahkum oldu. Türkiye’nin sınır komşusu İran’da benzin fiyatı 1.5 TL civarındayken bir bidon benzin alamamak çıkarlarla açıklanamaz başka denklemi akla getirir. Bölgede yıllardır süren Ambargolar çıkarlardan daha fazla şeyin işin içinde olduğunu rahatlıkla kanıtlar. Örneğimizi Türkiye’den verdik fakat Türkiye şanslı. Bu konuda yalnız değil. Şark’taki tüm devletler kendi çıkarlarına olumsuz ne varsa onu sürdüren devletlerdir. Sadece İslam coğrafyasındaki devletlere üstü körü bakmak bile bu aptalca (“devletlerin dostu /düşmanı yoktur çıkarları vardır!”) görüşün çürüklüğünü ortaya koymaya yeter. Çıkarlar İslam coğrafyasında adeta en son basamakta yer alır: Mesela; SUUDİ Arabistan 11 Eylülden ABD ile sonra 380 Milyar dolarlık silah anlaşması imzaladı. Alamadığı silahın parasını verip üstüne almadığı silahların depo parasını da ilaveten ödedi. İngiltere 11 Eylülden sonra Suud ile 1 Trilyon dolarlık “ticari anlaşma” imzaladı. Aldığı bir şey yok ödediği ve ödeyecekleri yanına kâr kaldı(!).

Kısacası: “Devletlerin dostu / düşmanı yoktur, çıkarları vardır” diye yutturulmaya çalışılan sahtekarlığa, ilüzyona karşı çıkmak gerekir. Yoksa devletlerin zulümleri çıkarlar adına bizlere sürekli satılacaktır. Zaten olan şey de budur. Oysa gerçekte bakıldığında devletlerin çıkarları değil, ilkeleri vardır ve o ilkeler onlara belirli güç ve daha sonra çıkar sağlar. Bugün Batı’yı tüm yamyamlığına kolonyalizmine çıkarlarına rağmen cazip kılan, efendi rolü oynatan şey, onun insanlara pazarladığı malı değil ilkeleridir. Temelde ayağını ilkelerde sabit tutup soygununu talanını yağmasını estetize şekilde yapıyor olasıdır. Fransa halen 14 Ülkeden “sömürge vergisi” adıyla (ismi bile alçakça) korkunç talanlar yaparken düşünce-sanat altına saklanabiliyorsa bu çıkarların yapamayacağı şeyi gösterir.

Tüm yazılarını göster