USD 45,39
EUR 53,46
ALTIN 6.947,96
BIST100 15.134

Sessiz uyumun gürültülü tartışması: Din ve Bilim

Din ve bilim çoğu zaman karşı karşıya getirilen iki alan gibi sunulsa da, aslında insanın hakikati anlama çabasının iki farklı yönünü temsil eder. Din, ilahi kaynaklı kesin kurallar ve anlam dünyası sunarken, bilim evrende olup bitenleri gözlem, deney ve akıl yoluyla açıklamaya çalışır. Bu açıdan bakıldığında bilim, “nasıl?” sorusuna cevap verir.

İnsanın yaşamını kolaylaştıran pek çok bilgi bilim sayesinde ortaya konmuştur. Ancak bu durum, dinin bilime muhtaç olduğu anlamına gelmez. Aksine, dinin bilimsel düşünceyi teşvik eden ve yön veren bir tarafı olduğu bilinmelidir. Yani biri diğerinin alternatifi değil; farklı alanlarda tamamlayıcısıdır. Bu ilişkiyi somutlaştıran örneklerden biri de yaklaşık 1400 yıl önce, bilimin yoksun olduğu bir dönemde Allah (c.c.) tarafından Hz. Muhammed’e vahyedilmiş Nahl Suresi’nin 66. ayetinde geçen süt oluşumuna dair ifadedir. Ayette, “Gerçek şu ki, sağmal hayvanlarda da sizin için büyük bir ibret bulunmaktadır. Nitekim, onların karınlarında fışkı ile kan arasından çıkardığımız, içenlerin boğazından kolayca geçen, lekelerden arınmış temiz bir sütle sizi besliyoruz.” buyurulmuştur. Günümüz biyolojisi ise besinlerin sindirilip kana karıştığını, ardından bu besinlerin meme bezlerine taşınarak süt üretiminde kullanıldığını açıklar. Bu iki anlatım, farklı dillerle de olsa aynı sürece işaret eder. Elbette burada önemli olan nokta, bilimin bu süreci biyolojik olarak açıklaması; dinin ise bu düzenin varlığına dikkat çekmesidir. Bilim detaylandırır, din anlamlandırır. Bu nedenle, dini bilimle kanıtlama çabası yerine; “nasıl” sorusuna verilen cevapları ve hayat konforumuzu artıran dinin bilime sunduğu katkıları değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Başka bir açıdan değerlendirecek olursak, bugün dahi birçok kişinin bu gerçeği anlamakta zorlandığını biliyoruz. Allah’ın geçmiş ve gelecek tüm bilgileri bilmesi, yeri ve zamanı geldiğinde bu bilgilerin yalnızca o dönemlerde üst bir güç tarafından bilinebileceğini göstermektedir. Günümüzde bilimin en yoğun olduğu dönemde dahi dinin bilime ışık tuttuğu, bilimin ise din sayesinde kendini geliştirdiği ve insanın “nasıl?” sorusuna yanıt verdiği bir noktaya gelinmiştir. Bu da Allah’ın, sorguladıkça cevap bulabileceğimiz ve kalbimizin tahkik olması için bizlere sunduğu bir nimettir.

Sonuç olarak, Allah’ın sonsuz ilmi geçmişi ve geleceği kuşatır ve bu bilgi din aracılığıyla insanlara bir nimet olarak sunulmuştur. Bilim ise bu ilahi düzenin nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olur. Bu yönüyle bilim, dinin sunduğu hakikatleri daha iyi kavramak için bir araçtır. Bu nedenle din ve bilim çatıştırılmamalı, aksine birlikte doğru şekilde değerlendirilmelidir. İnsan böylece hem bilgiye hem de hikmete ulaşabilir.

Bu yazımda abim Veteriner Mehmet Can Demir’e de desteği için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Tüm Yazılar