Ödev Dilemması: Aile Katılımı mı, Yoksa Stres mi?
Uzm. Dr. Mesut Engin
Bugün pek çok evde benzer bir akşam sahnesi yaşanıyor. Akşam yemeğinden sonra açılan defterler, saate bakılarak yapılan planlar, “birlikte yapalım” diye başlayan ama zamanla gerginliğe dönüşen dakikalar… Ödev, çocuğun bireysel sorumluluğu olmaktan çıkıp evin genel ruh halini belirleyen bir unsur hâline gelebiliyor.
Elbette ödevlerin savunulan güçlü yönleri var. Doğru planlandığında ödev; çocuğa sorumluluk kazandırabilir, öğrenilen bilgilerin pekişmesini sağlayabilir ve aile ile çocuk arasında öğretici bir bağ kurabilir. Rehberlik eden, yol gösteren ama ödevin yerine geçmeyen bir ebeveyn tutumu; bazı çocuklarda motivasyonu ve özgüveni gerçekten artırabiliyor.
Ancak madalyonun diğer yüzü de görmezden gelinemez. Ödevler çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmadığında, bu yük fiilen ebeveynlerin omzuna biniyor. Özellikle çalışan ailelerde ödev takibi, günün sonunda yeni bir mesaiye dönüşebiliyor. Ödevin unutulması ya da yetiştirilememesi ise çoğu zaman çocuğun okulda kendini yetersiz hissetmesine, kaygı yaşamasına ve motivasyon kaybına neden olabiliyor.
Burada asıl sorulması gereken soru şu:
Ödev gerçekten öğrenmeyi mi destekliyor, yoksa evdeki huzuru mu tüketiyor?
Bir çocuk doktoru olarak benim yorumum ise şu:
Aile katılımının tamamen dışlandığı bir sistem de, tüm sorumluluğun aileye yüklendiği bir sistem de sağlıklı değil. Asıl hedef; aile içi stresin artmadığı, çocuğun ödev yapamadığı için suçluluk ya da kaygı duymadığı, okula mutlu gidebildiği bir dengeyi kurabilmek olmalı. Ödev; çocuğun öğrenme sürecini destekleyen bir araç olmalı, evin gündemini ve çocuğun ruh hâlini belirleyen bir baskı unsuruna dönüşmemeli. Eğitim organizasyonları planlanırken akademik kazanımlar kadar, çocuğun duygusal iyilik hâli ve aile yaşamının gerçekleri de mutlaka hesaba katılmalı.