Nasipte Varsa…
Öğr. Sema Nur Makbule Demir
Hayatta hep kullandığımız ama üzerine çok da derin düşünmediğimiz kelimelerden biri de “nasip.” Üzerine ne kadar düşünsek, ne kadar örnek arasak da dönüp dolaşıp aynı hakikate varıyoruz: Nasibimizde varsa gelir, yoksa gider.
Bazen öyle zannederiz ki bir şeye ulaşmak tamamen bizim çabamızla, hızımızla ve planımızla mümkün olacak. Oysa hayat, bu düşüncenin hem doğruluğunu hem de sınırını bize gösterir. Çünkü nasip, çabasız bir teslimiyet değil; çabanın ardından gelen bir kabulleniştir. “Elimden gelen çabayı gösterdim. Eğer nasibimse zaten olacak, değilse benim için daha güzel bir plan vardır.” kabullenişi… Çok güzel bir ifade var: “Nasibinse yel getirir, sel getirir, el getirir.” Hatta üzerinden uzun zaman geçse bile yine döner dolaşır, seni bulur. Ama bu, hiçbir şey yapmadan beklemek demek değildir. Bir şeyi gerçekten istiyorsak, önce elimizden geleni yapmamız gerekir. Kapıyı çalmadan açılmasını bekleyemeyiz, değil mi?
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım küçük bir an, bu gerçeği bana tekrar hatırlattı. Çalıştığım kurumda çok sevdiğim bir abimle otururken bir arkadaşımız fındık ikram etti. Ben sadece bir tane istemiştim ama elime iki tane geldi. Abim ise birden fazla yemek istedi. Tam ben kendi fındığımı ona uzatırken, onun elindeki fındıklardan biri çöpe düştü. Ben de elimdeki ikinci fındığı ona verdim. Sonuçta ne fazla yiyebildi ne de eksik… Tam nasibi kadar. Ama o an fark ettiğim başka bir şey daha vardı: Eğer abim o fındığı istemeseydi, ben ona belki de uzatmayacaktım. Yani nasip, çoğu zaman bir adım atana doğru yürür. İstemek, niyet etmek ve küçük de olsa bir çaba göstermek gerekir. Hatta bazı nasipler için çokça çaba ve sabır gerekir. Sonrası ise artık nasibin alanıdır. Şuna inanıyorum: Eğer bir şey bizim nasibimizse, önümüzden biri almaya çalışsa da alamaz. Mesafeler girse araya, yollar uzasa, tüm imkânsızlıklar bir araya gelse bile o nasip bir şekilde yolunu bulur ve bize ulaşır. Ama eğer nasibimiz değilse, onu tutmaya gücümüz yetmez. Bazen sadece hafif bir yel bile yeter onu bizden uzaklaştırmaya.Bu yüzden hayatın dengesini iyi kurmak gerekiyor: Ne her şeyi zorlayacak kadar kontrolcü olmak ne de hiçbir şey yapmadan beklemek… Yapmamız gerekeni yaptıktan sonra kalanı nasibe bırakabilmek.
Çünkü biliyoruz ki: Çaba bize düşer, sonuç nasibe.
Ve nasip… Bazen bir fındık kadar küçük bir detayda, bazen bir ömürlük hikâyede kendini gösterir. Ama hep aynı şeyi fısıldar:
“Senin olan, seni bulur ve kendisini sana gösterir.”
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın.