USD 46,12
EUR 53,29
ALTIN 6.427,53
BIST100 13.886

Çocuklar Eskisi Gibi Sokakta Oynamıyor

Uzm. Dr. Mesut Engin

Uzm. Dr. Mesut Engin

15 Mayıs 2026 | 12:00

Bir zamanlar çocukluk denince akla sokak gelirdi.
Apartman araları, mahalle maçları, ip atlayan çocuklar, misket sesleri, dizleri yara bere içinde eve dönen küçük kahramanlar…

Akşam ezanı okununca eve çağrılan, annesinin “üstün başın ne hale gelmiş” diye kızdığı ama içten içe mutlu olduğu çocuklardı onlar.

Bugün ise çocukluk başka bir yere taşındı.
Sokağın yerini ekran aldı.
Toprağın yerini tablet.
Mahalle arkadaşının yerini çevrim içi oyun arkadaşı.

Çocuklar artık daha temiz eve geliyor belki…
Ama daha az yorulmuş, daha az keşfetmiş, daha az paylaşmış oluyorlar.

Sokak sadece oyun alanı değildi.
Çocuk için ilk sosyal okuldu.

Orada sıra beklemeyi öğrenirdi.
Kaybetmeyi öğrenirdi.
Kazanırken sevinmeyi, yenilirken toparlanmayı öğrenirdi.
Kavga eder, barışır, tekrar oyuna dönerdi.
Kimse ona “duygu düzenleme” dersi vermezdi ama çocuk bunu yaşayarak öğrenirdi.

Bugün birçok çocuk bu deneyimden uzak büyüyor.
Kapalı alanlarda, kontrollü ortamlarda, sürekli yetişkin gözetiminde…
Her düşüş engelleniyor, her sıkıntı çözülüyor, her tartışmaya büyükler müdahale ediyor.

Ama çocukluk biraz da düşerek büyümektir.
Bir taşı ters çevirip altında böcek aramaktır.
Ağaca bakıp “acaba tırmanabilir miyim?” diye düşünmektir.
Koşarken nefes nefese kalmak, terlemek, yorulmak, susamaktır.

Çocuk bedeni hareket için yaratılmıştır.
Koşmayan çocuk sadece enerji atamaz; aynı zamanda bedenini tanıyamaz.
Dengesini, gücünü, sınırını, cesaretini öğrenemez.

Bugün muayenehanede çok sık duyduğum cümlelerden biri şu:
“Hocam çok hareketli, yerinde durmuyor.”

Bazen düşünüyorum…
Acaba çocuk gerçekten fazla mı hareketli, yoksa hareket edecek alanı mı yok?

Gün boyu okul sırası, servis koltuğu, apartman dairesi ve ekran karşısında kalan bir çocuğun akşam patlaması çok da şaşırtıcı değil.
Çünkü çocuk enerjisini yok edemez.
Sadece bastırır.
Sonra o enerji huzursuzluk, öfke, ağlama, uykusuzluk veya dikkat dağınıklığı olarak geri döner.

Sokak oyunlarının azalması sadece fiziksel bir kayıp değil.
Bu aynı zamanda ruhsal ve sosyal bir kayıp.

Çocuklar artık daha az müzakere ediyor.
Daha az “sen kaleci ol, ben forvet olayım” diyor.
Daha az bekliyor, daha az sabrediyor.
Çünkü ekran ona beklemeyi öğretmiyor.
Ekran hemen veriyor.
Hemen değişiyor.
Hemen ödüllendiriyor.

Oysa sokakta oyun sabır isterdi.
Arkadaş beklemek vardı.
Kural koymak vardı.
Bazen dışlanmak, bazen kabul edilmek vardı.
Yani hayatın küçük bir provası vardı.

Elbette bugünün ailelerini suçlamak kolay değil.
Şehirler değişti.
Güvenlik kaygıları arttı.
Arabalar çoğaldı.
Mahalle kültürü zayıfladı.
Anne babalar daha yoğun, daha endişeli, daha yalnız.

Kimse çocuğunu bilinmez bir sokağa bırakmak istemiyor.
Bu kaygı anlaşılır.
Ama çözüm çocuğu tamamen eve kapatmak da olmamalı.

Belki eski mahalle sokaklarını geri getiremeyiz.
Ama çocuklara hareket edecek, oynayacak, terleyecek alanlar açabiliriz.

Park olabilir.
Bahçe olabilir.
Güvenli site alanı olabilir.
Hafta sonu doğa yürüyüşü olabilir.
Bisiklet olabilir.
Top oynamak olabilir.
Bazen sadece anne babanın telefonu kenara bırakıp çocukla yere oturması bile olabilir.

Önemli olan çocuğun sadece oyalanması değil, gerçekten oynamasıdır.

Çünkü oyun, çocuğun dili.
Hareket, çocuğun ihtiyacı.
Sokak ise bir zamanlar bu ikisini doğal olarak sunan en büyük okuldu.

Bugün çocuklarımızı korumaya çalışırken, bazen fark etmeden onları deneyimden de mahrum bırakıyoruz.
Düşmesin diye tutuyoruz ama güçlenmesini geciktiriyoruz.
Üzülmesin diye müdahale ediyoruz ama baş etmeyi öğrenmesini engelliyoruz.
Sıkılmasın diye ekran veriyoruz ama hayal kurma kasını zayıflatıyoruz.

Belki de artık şu soruyu sormamız gerekiyor:

Çocuklarımızı gerçekten koruyor muyuz, yoksa onları hayatın provasından uzak mı tutuyoruz?

Bir çocuk çamura basmalı.
Terlemeli.
Koşmalı.
Bazen kaybetmeli.
Bazen arkadaşına küsmeli, sonra barışmayı öğrenmeli.
Çünkü çocukluk steril bir fanusun içinde değil, hayatın içinde büyür.

Eskisi gibi sokakta oynamıyor olabilirler.
Ama çocukların hâlâ oyuna, harekete, arkadaşa ve özgürlüğe ihtiyacı var.

Bizim görevimiz onları sadece tehlikeden korumak değil;
güvenli şekilde hayata karışmalarına izin vermek.

Çünkü çocukluk sadece büyümek değildir.
Çocukluk; koşarak, düşerek, gülerek, yorularak ve yeniden kalkarak öğrenmektir.

Ve bazen bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey, pahalı bir oyuncak değil…
Sadece güvenli bir alan, birkaç arkadaş ve özgürce koşabileceği bir öğleden sonradır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Tüm Yazılar