Çocuk Hakları Ve Yargı Süreçleri: 2005'den Bu Yana
TBMM’de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına yönelik farklı dönemlerde sunulan kanun teklifleri, çocukların adli süreçlerde daha etkin korunmasını hedefledi ancak büyük bölümü yasalaşmadı. Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan davaları ise, ağır suçlarda dahi çocuk faillerin mevcut yasal çerçeve kapsamında, çocuklara özgü usullerle yargılandığını gösteren güncel örnekler olarak kamuoyunda dikkat çekti.
TBMM’de 5395 Sayılı Kanunda Değişiklik Teklifleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM), 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına yönelik son yıllarda birden fazla kanun teklifi gündeme geldi. Çocukların adli süreçlerde daha fazla korunmasını ve kanunun uygulamasının güçlendirilmesini hedefleyen bu teklifler, farklı dönemlerde Meclis’e sunulmasına rağmen yasalaşmadı.
Bu kapsamda öne çıkan tekliflerden biri, 2015 yılında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Meral Daniş Beştaş tarafından verildi. Teklifte, mevcut kanunda 15 yaşını doldurmamış çocuklar için öngörülen tutuklama yasağının, 18 yaşını doldurmamış tüm çocukları kapsayacak şekilde genişletilmesi istendi. Adalet Komisyonu’na sevk edilen teklif, Genel Kurul gündemine alınmadan hükümsüz kaldı.
2022 yılında ise Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan tarafından sunulan bir başka teklifte, çocukların her koşulda yalnızca çocuk mahkemelerinde yargılanması talep edildi. Çocukların yetişkinlerle aynı yargı süreçlerine tabi tutulmamasını amaçlayan düzenleme önerisi de Adalet Komisyonu’nda görüşülmesine rağmen yasama sürecinin ilerleyen aşamalarına taşınmadı.
Kanunun koruyucu ve önleyici yönünü güçlendirmeyi hedefleyen bir diğer teklif ise 2024 yılında Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) İstanbul Milletvekili Elif Esen tarafından Meclis’e sunuldu. Teklifte, çocukların topluma kazandırılmasını desteklemek amacıyla rekreasyon ve spor temelli yeni tedbirlerin Çocuk Koruma Kanunu’na eklenmesi önerildi. Bu teklifin komisyonlardaki görüşmeleri ise halen sürüyor.
Bunların yanı sıra, 2013 yılında CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal tarafından verilen bir kanun teklifi, kanunda yer alan “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin değiştirilmesini hedefledi. Masumiyet karinesine daha uygun bir dil oluşturulmasının amaçlandığı teklif, komisyon aşamasında kaldı ve yasalaşmadı.
TBMM’ye sunulan bu teklifler, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun tamamen kaldırılmasından ziyade, çocuk haklarının güçlendirilmesi ve adli süreçlerde çocukların daha fazla korunması yönündeki düzenleme arayışlarını ortaya koyuyor.
Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan Davaları: Çocuk Faillerin Yargılanmasında 5395 Sayılı Kanun Uygulamaları
Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan olayları, Türkiye’de çocuk faillerin karıştığı ağır suçlarda yargı süreçlerinin nasıl işlediğini gösteren davalar olarak kamuoyunun gündemine geldi. Her iki olayda da suçu işlediği iddia edilen kişilerin 18 yaşından küçük olması, soruşturma ve yargılamanın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında yürütülmesini gerektirdi.
Ahmet Minguzzi olayında, yaşanan ölümün ardından dosya “suça sürüklenen çocuk” statüsünde ele alındı. Soruşturma çocuk savcılığı tarafından yürütüldü ve yargılama çocuklara özgü usuller çerçevesinde ilerledi. Mahkeme sürecinde, iki suça sürüklenen çocuğa “çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan her biri için 24 yıl hapis cezası verildi; diğer iki sanık ise beraat etti. Bu karar, çocuk suçlular için mevzuat çerçevesinde verilen en yüksek ceza sınırına uygundu.
Atlas Çağlayan olayında da failin çocuk yaşta olması nedeniyle yargılama çocuğun üstün yararı ve gizlilik ilkesi esas alınarak yürütüldü. Olayın faili, soruşturma süreci kapsamında tutuklandı ve yargılama, çocuklara özgü usullere uygun şekilde devam etti.
Her iki dava da, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun ağır suçlarda dahi çocuk–yetişkin ayrımını esas alan yapısını gösteren örnekler olarak değerlendirildi. Kamuoyunda farklı görüşler tartışılsa da, mahkemeler süreci mevcut yasal çerçeve içinde yürüttü.